Gerçek Zenginlik: Bir Kahve, Bir Kitap ve El Değmemiş Bir Vicdan
Bazıları zenginliği banka hesaplarındaki sıfırlarda, lüks arabaların gürültüsünde ya da markaların sahte ışıltısında arıyor. Ben ise avazım çıktığı kadar bağırıyorum: "Ben dünyanın en zengin insanıyım!"
Bunu söylediğimde, maddi dünyaya hapsolmuş küçük ruhların bana acıyarak bakmasına gülümsüyorum. Aslında onların o bakışlarında hissettiğim şey kendi değersizlikleri... Aynaya baktıklarında mutluluğu bir "arayış" sanan, kendi iç sesine cevap verecek cesareti olmadığı için başkalarının hayatını karartmaya çalışan o aciz kalpler için sadece üzülebilirim.
İçimdeki Çocuk ve Dünyanın Telaşı
İçimde hâlâ o çocuksu heyecan, bakışlarımda masumiyet var. Bir yaşlıya hürmet ederken, bir hayvanın başını okşarken ya da hiç tanımadığım birinin hayatına küçük bir iyilikle dokunurken anlıyorum; ben bu hayatın zenginiyim, onlar ise ruhun fakiri.
Bir kafede tek başıma oturup kahvemi yudumlarken, kitabımın sayfaları arasında kaybolduğumda bulduğum o huzuru hangi para satın alabilir? Nankörlüğe nankörlükle değil, insanlıkla el açtığım o an, karakterimin en büyük servetim olduğunu bir kez daha fark ediyorum.
Sızılar Bizi "Biz" Yapar
Hayatta dertler bitmez, sızılar kalır. Ama o sızı seni senle yüzleştirir. Önemli olan o sızının seni mahvetmesine izin mi vereceksin, yoksa seni "insan" etmesine mi? Kafandaki o bitmek bilmeyen gürültüyü sustur ve kendine sor: "Ben kimim ve ne istiyorum?"
Yarım kalmışlıkların ağırlığını iliklerine kadar hisset ama o yolda kendine bir söz ver: Bir daha ruhumdaki savaşın beni yenik düşürmesine, insanların önyargılarının beni tanımlamasına izin vermeyeceğim. Kimse senin geçtiğin yolları, kalbindeki yaraları bilmeden konuşur. Varsın konuşsunlar. Sen içindeki seni biliyorsun ya, o yeter.
Mutluluk Aranmaz, O Zaten Kapındadır
Çoğu insan mutluluğu uzaklarda bir yerlerde, ulaşılamaz bir zirvede sanıyor. Oysa mutluluk aranacak bir şey değil; o zaten kapının önünde bekliyor. Sadece kapıyı açıp içeri girmesine izin vermelisin.
Hayatın çok mu zor olduğunu düşünüyorsun?
Hastane köşelerindeki çaresizliğe bak.
Sokakta başını sokacak bir yuvası olmayan çocukları düşün.
Bizler aslında çaresiz değiliz; bazen mağduriyetimize sığınmak işimize geliyor çünkü kendimizle savaşmaktan kaçıyoruz. "Şöyle oldu, böyle bitti" diyerek yerimizde saymak, zamanı boşa harcamaktan başka bir şey değil. Seni senin mutsuzluğunla beslenen insanların insafına mı bırakacaksın, yoksa o içindeki yarayı sarıp yola devam mı edeceksin?
Son Söz: Ruhunu Kaybetme
Mutluluğu aramayı bıraktığın an, dünyanın en zengin ve en huzurlu insanı olacaksın. Yaşadıkların sana ya dert olur ya da hayat... Sen izin ver, o yaşantılar sana rehber olsun.
Ne olursa olsun, içindeki o çocuksu ruhu kaybetme. Çünkü o çocuk giderse, dünyanın bütün hazineleri gelse seni doyurmaya yetmez.
Peki ya sen? Gerçek zenginliğin peşinde misin, yoksa zaten ona sahip olduğunu fark ettin mi? Yorumlarda benimle paylaşır mısın ?
“Bu yazı bir öğüt değil, kendime tuttuğum bir aynadır.”
Yorumlar
Yorum Gönder