Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aynaya Bakma Cesareti: Hayatının Direksiyonuna Geçme Zamanı

Resim
İnsan hayatı boyunca o kadar çok şeyin peşinden koşuyor ki... Mutluluk diyor, başarı diyor, huzur diyor... Ama nedense o ilk adımı atmaya bir türlü cesaret edemiyor. Çünkü o adım, insanın canını yakan o meşhur "kendine dönme" meselesi. Hepimiz bir şeyler ters gittiğinde hemen parmağımızı dışarı uzatıyoruz; şartlar kötüydü diyoruz, insanlar anlayışsızdı, ailem arkamda durmadı, zaman yetmedi... Parmaklarımız hep başkasını suçlamaya o kadar alışmış ki, o sırada diğer üç parmağın kendimize dönük olduğunu fark etmiyoruz bile. ​Aslında biliyor musun, hayatımızdaki sonuçların çoğu bizim o sessiz seçimlerimizin ürünü. Seçimlerimizi ise o hiç susturamadığımız düşüncelerimiz doğuruyor. Eğer içerideki o kafa yapısı değişmezse, dışarıdaki manzara da asla değişmiyor. Yani değişim dediğin şey ne iş değiştirmekle olur ne şehir ne de sevgili... Her şey önce o zihinde başlar; zihindir sana bazen yol olan, bazen de koca bir duvar. ​İstiyoruz, evet. Çok şey istiyoruz ama bedel öde...

Mutluluk Aranacak Bir Şey Değil

Resim
Mutluluk… Hep bir yerde bizi bekliyormuş gibi yaşadık. Bir gün olacak bir şeyde, bir insanda, bir başarıda saklı sandık. “Şu olsun mutlu olacağım.” “Bunu başarınca huzur bulacağım.” “Hayat biraz düzene girsin, o zaman rahatlayacağım.” Koştuk, erteledik, bekledik. Ve çoğu zaman fark etmeden bugünü harcadık. Oysa belki de mutluluk hiç kaybolmadı. Biz sadece bulunduğumuz anın içinden aceleyle geçip gittik. Bir sabah düşün… Gözlerini ilk ışıklarla açıyorsun. Hava berrak. Pencerenin arasından içeri süzülen aydınlık, odanın duvarına yumuşak bir gölge bırakıyor. Kuşların sesi uzaktan, hafif ama canlı. O an hiçbir şey olmamış olabilir. Hayatın bütün sorunları hâlâ yerinde duruyor olabilir. Ama yine de o anın içinde bir dinginlik vardır. Biraz daha yatakta kalırsın. Tavana bakarsın. Derin bir nefes alırsın. Ve fark edersin: Yaşıyorsun. Sonra kalkarsın. Yüzünü yıkarken suyun serinliği uykunu alır, ama aynı zamanda içini de ferahlatır. Kahvaltı sofrasına oturursun. Sıradan gibi görüne...

Hayatın Akışı ve Kendi Yolunu Yürümek

Resim
Biz kendimize amacsız bir hayat öğrettik. Hiçbir şey yapmadan gelip geçeceğiz, ama içimizde bir huzur kaplıyor gibi görünüyor; anlam veremiyoruz. Oysa insan dediğin şey, başarmak için çabalar, hayatını değiştirmek için mücadele eder. İçinde farkında olduğu hayatı yaşamak için savaşır. Ama biz ne yapıyoruz? Sadece oturuyor, zamanın akıp gitmesini bekliyoruz. Zaman, su gibi akıp geçiyor; biz ise o zaman içinde kendimizi ve hayatımızı yakıyoruz. Çünkü hiçbir çaba göstermiyoruz; hayatımızı daha düzenli, daha başarılı hâle getirmek için adım atmıyoruz. Psikolojide “atalet” diye bir kavram var. Çoğu kişi bunun farkında değil. Atalet; amacı için harekete geçmemek, harekete geçse de başladığı işi bitirmemek veya çalışırken çok yavaş hareket etmek demek. Biz tam da bunu yaşıyoruz. Ümitsiz canlılar gibi hayatı izliyoruz; elimizden sadece izlemek geliyor ve farkında bile değiliz. Ama içimizde bunu atlatacak güç var. Sadece harekete geçmeli ve bezginlik, yılgınlık gibi duyguları beslem...

Ruhun Yorulması ve Öğrenilmiş Çaresizliğe Başkaldırı

Resim
Ruh bazen beden kadar görünür şekilde yorulmaz; ama en ağır yükü yine o taşır. Bu yazı, içimize fark etmeden yerleştirilen sınırları sorgulamanın ve öğrenilmiş çaresizliğe karşı ayağa kalkmanın hikâyesidir. Çünkü insan en çok vazgeçtiği yerde kaybeder, en çok direndiği yerde yeniden doğar. ​İnsan çoğu zaman "Çok yoruldum" derken bedensel bir bitkinlikten bahsetmez; bu, zihnine ve ruhuna ilmek ilmek işlenmiş o ağır yükün sesidir. Hayat bize en çok "öğrenilmiş çaresizliği" öğretti. "Bak, iki kere denedin olmadı, artık bırak" diyen o sinsi ses, zihnimizin en karanlık köşelerine bir mühür gibi vuruldu. Biz farkında olmadan, ruhumuzun derinliklerine o çaresizliği ektiler. ​Yol aradık, önümüzü kapattılar; ışık aradık, söndürmeye çalışanlarla doldu etrafımız. ​Sana bu çaresizliği iliklerine kadar hissettiren o sisteme, o "yapamazsın" diyen seslere karşı bir inat başlatma zamanı. Ruhunu yorma; çünkü ruh yorulunca pes edersin. Bu hayat za...

Sessizliğimiz, Masumiyetin Katili Olmasın

Resim
​"Bir çocuğun ahı, gökyüzünü sarsan en büyük feryattır; bu feryada dilsiz kalmak ise insanlığın en ağır sükûtudur." ​İçim öyle dolu ki, kelimeler boğazımda düğümleniyor. ​Bazen durup düşünüyorum; dünya dediğimiz bu kısacık yolculukta ne ara bu kadar canileştik? İnsan denen varlık, nasıl olur da bir çocuğun o tertemiz masumiyetini kirletecek kadar alçalabilir? Bizim "gelecek" diye umut bağladığımız o küçük ruhlar, bugün ne yazık ki en yakınlarından; babasından, amcasından ya da dayısından gelen ihanetlerle sarsılıyor. ​Bu sadece bireysel bir sapkınlık değil. Bu, toplumun her hücresine sızmış, kapalı kapılar ardında gizli defterlere hapsedilmiş devasa bir utançtır! Ve bizler, bu utancı bildiğimiz halde ne ara bu kadar susmaya meyilli hale geldik? ​"Elimden bir şey gelmiyor" demek, bir bahaneden öteye geçmiyor artık. Susmak, aslında o kötülüğe ortak olmaktır. Konuşmaya cesaret edemeyen, bilip de başını çeviren her vicdan, o çocukların hayallerinin...

İmtihan Dünyasında Yol Almak

Resim
 ​"Fırtınanın ortasında bile, denizi yaratanın merhametine sığınanlar için hiçbir dalga aşılmaz değildir." Her Zorluğun Bir Nedeni Var ​Burası bir imtihan dünyası... Kimimiz hastalıkla, kimimiz sevdayla, kimimiz ise hayat yolunda karşımıza çıkan zor insanlarla sınanıyoruz. Bu hayatın değişmez, yazısız bir kuralı var: İmtihansız insan, fırtınasız deniz olmaz. Ancak bazen karanlığa o kadar odaklanıyoruz ki asıl gerçeği kaçırıyoruz; bu dünyada çaresiz insan yoktur, çaresini zamanı gelince veren bir Yaradan vardır. ​Yaşadığımız her sarsıntı, aslında bize bir şeyleri hatırlatmak için kapımızı çalıyor. Hayattaki hiçbir olay sebepsiz yere yaşanmıyor. ​Hastalık, en büyük servetimiz olan sağlığın kıymetini fısıldıyor kulaklarımıza. ​Sevda, bazen bencilliğimizi terbiye ediyor, bazen de kalbimizin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. ​Vefasızlık ve zor insanlar ise, bize sabrın ve dik durmanın ne demek olduğunu öğretiyor. ​Bana göre bu hayattaki en ağır sınavlar; sığınacak bi...

Zihindeki Görünmez Duvarlar: Öğrenilmiş Çaresizliği Yıkmak ve Yeniden Başlamak

Resim
Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerden çok, başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerle şekillenir. Çoğu zaman bir engele çarptığımızda, o engelin orada sonsuza kadar kalacağını sanırız. Oysa asıl engel yolun ortasında duran taş değil, o taşın aşılamaz olduğuna dair zihnimizde büyüttüğümüz o devasa inançtır. İşte biz buna psikolojide "Öğrenilmiş Çaresizlik" diyoruz. Aslında bu, ideallerimizden vazgeçip sıradan bir hayatın sığ sularına razı olmamızın diğer adıdır. ​Başarısızlık Bir Durak mı, Yoksa Yolun Sonu mu? ​Düşün ki bir sınava hazırlanıyorsun ya da bir iş kurmak istiyorsun. Birinci denemende olmadı, ikinci denemende kapılar yüzüne kapandı. İşte o an içeriden bir ses fısıldamaya başlar: "Zaten olmayacak, boşuna uğraşma, senin kaderin bu." Bu ses, öğrenilmiş çaresizliğin başlangıç noktasıdır. "2 kere yaptım, 3.ye gerek yok" dediğin an, potansiyelini bir kutuya hapsedip üzerine kilit vurursun. ​Oysa hayat, deneme-yanılma üzerine kurulu...