Mutluluk Aranacak Bir Şey Değil



Mutluluk…
Hep bir yerde bizi bekliyormuş gibi yaşadık.
Bir gün olacak bir şeyde, bir insanda, bir başarıda saklı sandık.
“Şu olsun mutlu olacağım.”
“Bunu başarınca huzur bulacağım.”
“Hayat biraz düzene girsin, o zaman rahatlayacağım.”

Koştuk, erteledik, bekledik.
Ve çoğu zaman fark etmeden bugünü harcadık.

Oysa belki de mutluluk hiç kaybolmadı.
Biz sadece bulunduğumuz anın içinden aceleyle geçip gittik.

Bir sabah düşün…
Gözlerini ilk ışıklarla açıyorsun.
Hava berrak. Pencerenin arasından içeri süzülen aydınlık, odanın duvarına yumuşak bir gölge bırakıyor.
Kuşların sesi uzaktan, hafif ama canlı.

O an hiçbir şey olmamış olabilir.
Hayatın bütün sorunları hâlâ yerinde duruyor olabilir.
Ama yine de o anın içinde bir dinginlik vardır.

Biraz daha yatakta kalırsın.
Tavana bakarsın.
Derin bir nefes alırsın.

Ve fark edersin:
Yaşıyorsun.

Sonra kalkarsın.
Yüzünü yıkarken suyun serinliği uykunu alır,
ama aynı zamanda içini de ferahlatır.
Kahvaltı sofrasına oturursun.
Sıradan gibi görünen o anların aslında ne kadar kıymetli olduğunu düşünürsün.

Ardından kendini dışarı atarsın.
Şehrin kalabalığından biraz uzaklaşmak istersin.
Ormanın en güzel köşesini seçersin.

Yüksek ağaçlar gökyüzüne doğru uzanıyordur.
Yapraklar rüzgârla usulca kıpırdar.
Toprağın kokusu burnuna gelir; o koku insana hem geçmişi hem huzuru hatırlatır.
Ayaklarının altında çıtırdayan kuru dalların sesi, sana orada olduğunu hissettirir.

Güneş ışığı ağaçların arasından süzülür ve yüzüne düşer.
O an anlarsın; sessizlik boşluk değilmiş.
Sessizlik, kalbin sesini duyabildiğin en temiz yermiş.

Her ağaç gibi insan da kök saldıkça güçlenir.
Rüzgâr esse de, mevsimler değişse de kökleri sağlam olan ayakta kalır.
İnsan da iç huzuruna kök saldığında hayata karşı daha dirençli olur.

Bir banka oturursun.
Elinde kahve.
Yanında kitabın.

Kahveni yudumlarken sayfaları çevirirsin.
Ve bir cümle gözünde durur:

“Sen sen ol, anın tadını çıkarmayı bil.”

Bu cümleyi daha önce de okumuşsundur.
Ama o zaman sadece bir söz gibi geçip
gitmiştir.
Şimdi ise kalbine oturur.

Çünkü insan bazı cümleleri ancak yaşadığında anlar.
Bazı hakikatler zamana ihtiyaç duyar.

Mutluluk aranacak bir şey değilmiş meğer.
Kayıp bir insan gibi peşinden koşulacak bir duygu değilmiş.

Zaman su misali akıp giderken biz hep ileride bir yerde sandık mutluluğu.
Oysa o, tam bulunduğumuz anın içinde saklıymış.

Doğanın cıvıltısında,
İçine çektiğin temiz havada,
Kahvenin sıcaklığında,
Kalbine dokunan bir satırda…
İnsan bazen kendini kayıp bir şehirde yürür gibi hisseder.
Kalabalığın ortasında yalnız, bir şeylerin eksik olduğunu düşünür.
Ama belki de eksik olan şey, anı fark etmektir.

Mutluluk büyük olaylarda değil çoğu zaman.
Ne görkemli başlangıçlarda ne de mükemmel sonlarda.
O, küçük anların içinde saklıdır.

Durduğunda, baktığında, hissettiğinde ortaya çıkar.

Ve insan bunu fark ettiği an,
Hayatın aslında hep burada olduğunu anlar.

Ne geçmişte,
Ne de henüz gelmemiş bir gelecekte.

Tam şimdi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendi Labirentinden Çıkış

Gerçek Zenginlik: Bir Kahve, Bir Kitap ve El Değmemiş Bir Vicdan

İmtihan Dünyasında Yol Almak