Aynaya Bakma Cesareti: Hayatının Direksiyonuna Geçme Zamanı



İnsan hayatı boyunca o kadar çok şeyin peşinden koşuyor ki... Mutluluk diyor, başarı diyor, huzur diyor... Ama nedense o ilk adımı atmaya bir türlü cesaret edemiyor. Çünkü o adım, insanın canını yakan o meşhur "kendine dönme" meselesi. Hepimiz bir şeyler ters gittiğinde hemen parmağımızı dışarı uzatıyoruz; şartlar kötüydü diyoruz, insanlar anlayışsızdı, ailem arkamda durmadı, zaman yetmedi... Parmaklarımız hep başkasını suçlamaya o kadar alışmış ki, o sırada diğer üç parmağın kendimize dönük olduğunu fark etmiyoruz bile.

​Aslında biliyor musun, hayatımızdaki sonuçların çoğu bizim o sessiz seçimlerimizin ürünü. Seçimlerimizi ise o hiç susturamadığımız düşüncelerimiz doğuruyor. Eğer içerideki o kafa yapısı değişmezse, dışarıdaki manzara da asla değişmiyor. Yani değişim dediğin şey ne iş değiştirmekle olur ne şehir ne de sevgili... Her şey önce o zihinde başlar; zihindir sana bazen yol olan, bazen de koca bir duvar.

​İstiyoruz, evet. Çok şey istiyoruz ama bedel ödemeye gelince hepimiz geri çekiliyoruz. Daha fit olmak istiyoruz ama o koltuktan kalkmıyoruz. Başarı hayal ediyoruz ama disiplinin yanından geçmiyoruz. Huzur arıyoruz ama o geçmişteki yaraları bir türlü bırakmıyoruz. Konfor alanı dedikleri o yer aslında çok tehlikeli; güvenli geliyor, tanıdık geliyor diye oraya sığınıyoruz ama farkında değiliz ki o alan aslında görünmez bir kafes. İçinde rahatsın belki ama potansiyelini asla göremiyorsun. Gerçek büyüme; o biraz rahatsız olduğunda, biraz korktuğunda ve belirsizliğin içine daldığında başlıyor. Kas nasıl zorlanınca güçlenirse, insan da o sancılarla olgunlaşıyor işte. Acı, bazen en büyük öğretmendir.

​Hayatta ya kurban olursun ya da sorumlu; ortası yok. Kurban rolüne bir sığındın mı hep bir suçlu bulursun; kader dersin, ekonomi dersin, insanlar dersin... Bu rol başta çok tatlı gelir, yükü başkasına atarsın çünkü. Ama aynı zamanda bütün gücünü de o ellerine vurduğun insanlara teslim edersin. Sorumluluk almak ise bambaşka bir şey. Artık "Neden bunlar beni buldu?" diye sızlanmayı bırakıp "Ben buradan ne öğrenirim?" demeye başladığın an, hayatın direksiyonuna gerçekten geçersin.

​Belki geçmişte hataların oldu, yanlış insanlara kalbini açtın, yanlış yollarda kayboldun... Ama en büyük hata, o geçmişin arkasına saklanıp bugünü yakmak. İnsan geçmişiyle değil, o geçmişe verdiği anlamla yaşar. Sürekli o eski yaraları kanatırsan iyileşemezsin. Değişim, "Ben böyleyim" prangasından kurtulmayı gerektirir. İnsan değişebilen bir varlıktır; düşüncesini de, alışkanlıklarını da, hatta o çok konuştuğu kaderini de değiştirebilir.

​Ama önce o aynaya bakma cesaretini göstermelisin. Ayna yalan söylemez, bahane üretmez. Sadece gerçeği yüzüne çarpar. O gerçeğe bakmak kolay değil, biliyorum. Eksiklerini görmek insanın canını yakar. Ama işte tam o sızının başladığı yerde dönüşüm başlar. Başarı dediğin şey de başkalarının alkışı değil aslında; gece yatağa yattığında içinin o derin rahatlığıdır. Huzur, herkesin seni onaylaması değil, senin kendi aynandaki görüntünü onaylamandır.

​Eğer hayat sana hep aynı dersi getiriyorsa, dön bir bak; belki de hala öğrenemediğin bir şey vardır. Hep aynı sorunları yaşıyorsan, belki de hep aynı yanlış kapıları çalıyorsundur. Dış dünyayı kontrol edemezsin, insanları değiştiremezsin ama kendi tepkilerini, kendi iç dünyanı yönetebilirsin. Geçmişi silemezsin ama o küllerden yeni bir "bugün" inşa edebilirsin.

​Şu an hayatın direksiyonunda kim var? Korkuların mı, alışkanlıkların mı, yoksa sen mi? Gerçekten değişmek mi istiyorsun, yoksa sadece şikayet etmenin o sahte huzuruna mı sığınıyorsun? Unutma, değişim bir sabah uyandığında birdenbire olmaz. Küçük küçük kararlarla, o minik disiplinlerle güçlenir. Ama her şey o tek bir anla başlar: Karar anı. Ve o an ne ailenle ilgili ne de geçmişinle... Sadece seninle.

​Hayat seni beklemiyor, zaman durmuyor. Şartlar hiçbir zaman "mükemmel" olmayacak. İnsanlar da senin istediğin gibi değişmeyecek. Ama sen değişebilirsin. Bir gün herkes o aynaya bakacak; kimisi sadece bahaneler görecek, kimisi kaderine boyun eğecek. Ama kimisi de oradaki potansiyeli fark edip ayağa kalkacak. Sen aynaya baktığında kimi görmek istiyorsun?

​Çünkü her şey seninle başlar. Ve gerçekten başladığında, hiçbir şey eskisi gibi kalmaz. Bazen en büyük devrimler sessiz olur, kimse alkışlamaz, kimse fark etmez. Ama sen bilirsin... Çünkü o gerçek başlangıç dışarıda değil, o aynanın tam karşısında yapılmıştır.

​"Unutma; hayat seni beklemekten yorulduğunda değil, sen kendinden vazgeçtiğinde biter. Bugün o aynaya tekrar bak. Oradaki kişi senin tek kurtarıcın, tek sırdaşın ve aslında senin en büyük devrimin. Kimsenin seni alkışlamasına, kimsenin seni onaylamasına ihtiyacın yok; sen kendi ayağa kalkışının o sessiz ama vakur sesini duy, yeter.

​Sen kendinden emin olduğun an, dünya önünde diz çöker. Çünkü sen yaparsın... Sen, sadece senin farkına vardığında her şeyi değiştirirsin.

​Yolun sonu değil, senin başladığın yerdir hayat. Sadece uyan ve kendine sarıl."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendi Labirentinden Çıkış

Gerçek Zenginlik: Bir Kahve, Bir Kitap ve El Değmemiş Bir Vicdan

İmtihan Dünyasında Yol Almak