Zihindeki Görünmez Duvarlar: Öğrenilmiş Çaresizliği Yıkmak ve Yeniden Başlamak


Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerden çok, başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerle şekillenir. Çoğu zaman bir engele çarptığımızda, o engelin orada sonsuza kadar kalacağını sanırız. Oysa asıl engel yolun ortasında duran taş değil, o taşın aşılamaz olduğuna dair zihnimizde büyüttüğümüz o devasa inançtır. İşte biz buna psikolojide "Öğrenilmiş Çaresizlik" diyoruz. Aslında bu, ideallerimizden vazgeçip sıradan bir hayatın sığ sularına razı olmamızın diğer adıdır.

​Başarısızlık Bir Durak mı, Yoksa Yolun Sonu mu?

​Düşün ki bir sınava hazırlanıyorsun ya da bir iş kurmak istiyorsun. Birinci denemende olmadı, ikinci denemende kapılar yüzüne kapandı. İşte o an içeriden bir ses fısıldamaya başlar: "Zaten olmayacak, boşuna uğraşma, senin kaderin bu." Bu ses, öğrenilmiş çaresizliğin başlangıç noktasıdır. "2 kere yaptım, 3.ye gerek yok" dediğin an, potansiyelini bir kutuya hapsedip üzerine kilit vurursun.
​Oysa hayat, deneme-yanılma üzerine kurulu bir laboratuvardır. İkinci denemede başarısız olman, üçüncünün de başarısız olacağı anlamına gelmez; aksine, ilk iki seferde neyi yapmaman gerektiğini öğrendiğin anlamına gelir. Denemekten asla zarar gelmez ama denemeyi bıraktığın an, kaybetmişlik hissi hücrelerine kadar işler. Unutma; sen içinden "ben kaybedeceğim" dediğin zaman zaten kaybetmişsindir.
​Sözlerin Büyüsü ve İcraatın Gerçeği
​Modern dünyanın en büyük hastalığı; dilde devleşip, icraatta cüce kalmaktır. Hepimiz başarılı olmak istiyoruz, hepimiz en yüksek zirveleri hedefliyoruz. Sözde herkes bir numara! Ama iş ter dökmeye, sabahın köründe kalkıp çalışmaya, konfor alanını terk etmeye gelince çoğumuzda "tık" yok.
​Başarısız ve mutsuz insanların büyük bir kısmı, aslında bu mutsuzluğu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmayanlardır. Hayat, oturduğun yerden sana başarı paketleri sunmaz. Bugün bir yerlere gelmiş, "Ben sadece oturdum ve oldu" diyenlere inanma. O oturduğu yerde gelen şey, aslında zamanında dökülen koca bir emeğin, uykusuz kalınan gecelerin ve verilen bedellerin gecikmiş bir ödülüdür. Emek verilmeden gelen hiçbir şey kalıcı değildir.

​Ruhun Yorulması Bir Seçimdir

​Bazen "Çok yoruldum, artık gücüm kalmadı" deriz. Ama dikkat et, yorulan genelde bedenin değildir; ruhen yoruldum dersin. Peki, ruhu ne yorar? Ruhu yoran şey; insanın kendi kendini bir çıkmaza hapsetmesidir. Her şeyi tek bir nedene bağlayıp "olmuyor işte" diyerek duran sensin. Sen durdukça, o öğrenilmiş çaresizlik çukuru daha da derinleşir ve ruhun o karanlıkta daha çok yorulmaya mahkûm kalır.
​Ruhunu yoran o yorgunluktan kurtulmanın tek yolu, düşünce yapını değiştirmektir. Henüz varmadığın, ruhuna ışık olacak o kadar çok yer var ki... Nazım Hikmet’in o ölümsüz dizelerini hatırla:
​"En güzel deniz henüz gidilemeyen denizdir,
En güzel çocuk henüz büyümedi,
En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız..."
​Bu dizeler sadece birer şiir değil, birer yaşama tutunma manifestosudur. En güzel söz henüz söylenmediyse, en büyük başarın da henüz gerçekleşmedi demektir.
​Mutluluk Bir Varış Noktası Değil, Bir Çıkış Kapısıdır
​Mutluluğu dış dünyada aramayı bıraktığın gün onu bulacaksın. Çünkü mutluluk, aslında senin kendi zihninde kurduğun o kafesin içinden dışarı çıkmandır. O kafesin kapısını aç ve gör; mutluluk kapında seni bekliyor. Düşünce yapını değiştirmediğin sürece, gitmen gereken ama henüz gitmediğin o güzel yerlere varamazsın.
​Sonuç olarak;
Her sabah gözünü açtığında kendine şu soruyu sor: "Bugün başarılı olmak için ne yapacağım?" Sadece düşünmek yetmez, icraata geçmek lazım. Öğrenilmiş çaresizliğe kapılıp kendini mahkûm etme. Pes etme; 3 olmadıysa 4’ü dene ama o kapı bir gün mutlaka açılacak, emin ol.
​Hayatındaki güzellikleri tek bir başarısızlık yüzünden kaybetme. O yorgun ruhu artık dışarı çıkart ve kendi yolunda yürümeye başla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendi Labirentinden Çıkış

Gerçek Zenginlik: Bir Kahve, Bir Kitap ve El Değmemiş Bir Vicdan

İmtihan Dünyasında Yol Almak