Ruhun Yorulması ve Öğrenilmiş Çaresizliğe Başkaldırı




Ruh bazen beden kadar görünür şekilde yorulmaz; ama en ağır yükü yine o taşır. Bu yazı, içimize fark etmeden yerleştirilen sınırları sorgulamanın ve öğrenilmiş çaresizliğe karşı ayağa kalkmanın hikâyesidir. Çünkü insan en çok vazgeçtiği yerde kaybeder, en çok direndiği yerde yeniden doğar.

​İnsan çoğu zaman "Çok yoruldum" derken bedensel bir bitkinlikten bahsetmez; bu, zihnine ve ruhuna ilmek ilmek işlenmiş o ağır yükün sesidir. Hayat bize en çok "öğrenilmiş çaresizliği" öğretti. "Bak, iki kere denedin olmadı, artık bırak" diyen o sinsi ses, zihnimizin en karanlık köşelerine bir mühür gibi vuruldu. Biz farkında olmadan, ruhumuzun derinliklerine o çaresizliği ektiler.

​Yol aradık, önümüzü kapattılar; ışık aradık, söndürmeye çalışanlarla doldu etrafımız.

​Sana bu çaresizliği iliklerine kadar hissettiren o sisteme, o "yapamazsın" diyen seslere karşı bir inat başlatma zamanı. Ruhunu yorma; çünkü ruh yorulunca pes edersin. Bu hayat zaten senin pes etmen için elinden geleni yapmadı mı? Öyleyse kalk ve o öğrenilmiş çaresizliğe en sert tekmeyi at!

​Üstünü başını, hayatındaki o kırılgan yolları bir kenara bırak ve sadece yürü. Hayır, yürüme; koş! Koşmaktan başka çaren mi var? Ağlamak mı istiyorsun? Ağla. Kaç kere kaybettin zaten, bir kez daha kaybetmekten ne çıkar? Kaybetme düşüncesiyle büyülenmiş o içsel duyguları artık kapat. Kendi yolunu, kendi düzenini kur.

​Sen kendini o kafesten kurtardığında, aslında bir dünyanın kaderini değiştirirsin. Sana çaresizliği öğreten bu hayat, istersen sana başarılı olmayı da öğretebilir. Evet, hiçbir şey kolay olmayacak, hiçbir şey sana altın tepside sunulmayacak; ama emin ol, içindeki o prangayı kırdığında yapamayacağın hiçbir şey yok.

​Öğrenilmiş çaresizliği sil kafandan ve yola devam et. Işık, sen yürümeye karar verdiğinde tekrar yanacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendi Labirentinden Çıkış

Gerçek Zenginlik: Bir Kahve, Bir Kitap ve El Değmemiş Bir Vicdan

İmtihan Dünyasında Yol Almak